|
KIRMIZI UÇURTMANIN SERÜVENİ
Baran uçurtmalara bayılırdı. En sevdiği de babasının onuncu yaş gününde aldığı kırmızı altıgendi. Uçurtma o kadar yükseklere kadar çıkabiliyordu ki, bazen gözden tamamiyle kayboluyor, Baran ancak ipi gözleriyle takip ederek yerini tahmin edebiliyordu. Uçurtma ıslanmaya ve rüzgara karşı da dayanıklı malzemelerden yapılmıştı.
Baran, uçutmasını İstanbul'un çeşitli kıyılarında uçurmaya bayılırdı. Özellikle de Boğaziçi'nde. İki kıtayı ayırırken Karadeniz'i Marmara'ya bağlayan bu güzelim boğaz, kıyılarındaki tarihi yalılar ve saraylarla, hisarlarla, turistlerin de ilgisini çekerdi. Fakat zaman zaman akıntılar o kadar şiddetli olurdu ki, koca tankerler sürüklenir, bütün şehir için bile tehlike yaratabilirlerdi.
Anormal sıcak bir Nisan sabahıydı. Şiddetli lodos ortalığı biribirine katıyor, bir ejderhanın nefesi gibi de kavuruyordu. Uçurtma gökte çılgın zig-zaglar çiziyordu. Baran uçurtmanın ipini sıkıca tutmuş, toplamaya çalışıyordu. Rüzgar aniden o kadar şiddetlendi ki suya sürüklenmemek için kendini yere attı; o anda elindeki ipin gevşediğini, kayıp gittiğini hissetti. Gökte ufacık kırmızı noktanın hızla kaybolduğunu gördü. Babası koşarak yanına geldiğinde dudaklarını ısırarak sıkıntısını gizlemeye çalıştı. Birlikte arabaya koşarlarken, savrulan tozdan yüzlerini korumaya çalışıyorlardı. Eve döndüklerinde Baran bir süre odasında oturdu, kırmızı uçurtmayı bir daha uçuramıyacağı için üzgündü.
Bu bölgede sıklıkla olduğu gibi, şiddetli lodosun arkasından, serin hava sellerle geldi. Hava günlerce o kadar kapalı ve yağışlıydı ki, Baran birkaç hafta sahile gidemedi. Yağmurlar bittikten sonra arkadaşlarıyla kıyıya gidip aradılar ama uçurtmadan eser yoktu. Bu arada babası ona yeni bir uçurtma almıştı. Bu "yarasa" da süper bir uçurtmaydı ama Baran için eskisinin yerini tutamazdı.
Bir hafta sonu yine aynı sahile gittiler. Boğazda balık akını olduğu için kıyıda balıkçılar dizilmişlerdi. Yanlarında kediler, kargalar, sabırla kendi paylarını bekliyordu. Baran yaşlı bir balıkçının yanında durup seyretti. Tecrübeli balıkçı açıkladı:
- Aslında şimdi en iyi zaman değil, dedi, "Karadeniz'e çıkıp beslenecekler, yumurtlayacaklar, sonbaharda Marmara'ya geri dönerken çok daha lezzetli olacaklar."
O sırada insanların denizi işaret edip bağrıştıkları duydular. Baran dönüp baktı, suyun üzerinde havada uçuşan kocaman balık kuyrukları gördü.
|
|
|
|
|
- Yunuslar, diye güldü yaşlı adam, "Balık sürüsünün peşine takılıp Boğaz'a girerler bazen. Sonra da Marmara'ya geri dönerler."
Baran ağzı açık, hayranlıkla bu yaramaz sürüyü seyretti. Sudan sıçrayıp çıkıyor, kuyruklarıyla şapırtılar çıkarıyorlardı. Birlikte eğlenen sokak köpeklerine benziyorlardı. Sonra, aniden açık denize doğru kayboldular.
Derken, balıkçılardan biri yardım istedi; oltası o kadar eğilip bükülmüştü ki mutlaka büyük bir balık yakalamış olmalıydı. Baran da yaklaşıp seyretmeye başladı. Balıkçı zorlanarak mesinayı sarıyordu. Baran gözlerine inanamadı, birden çığlık attı:
- O benim kaybettiğim uçutma!
Baran, hayal kırıklığına uğrayan balıkçıdan uçurtmayı alıp, parkta oturan anne ve babasına koştu.
- Bakın uçurtmamı buldum, diye bağırdı.
Uçurtma iyice yıpranmıştı; Baran annesinden aldığı kağıt mendille uçurtmayı temizlemeye başladı. İşte o sırada köşesindeki yazıyı gördü: LEV.
- Birisi uçurtmama LEV yazmış, bu da ne demek? diye bağırdı.
Babası eli çenesinde yaklaştı, eğilip baktı.
- Lev Rus ismi, dedi, "Biraz fantazi gibi olacak ama... belki de rüzgar onu kuzeye, taa Rusya'ya kadar sürükledi."
- Orada da bir çocuk bulup ismini yazdı, dedi Baran, pek inanmayarak.
- Ama nasıl geri geldi pek aklım almadı, dedi babası.
O sırada annesi lafa karıştı:
- Belki bu sefer de başka bir taşıma yolunu seçmiştir, dedi. "Lev uçurtmayı denize düşürdüyse, deniz akıntısı onu buraya kadar sürüklemiş olabilir"
Sonra neşeyle güldü annesi,
- Gördünüz mü? Dünya o kadar da büyük değil!
- Off, ne macera. Bunu herkese anlatmalıyım, dedikten sonra arkadaşlarına doğru koştu Baran.
Uçurtma artık pek uçabilecek halde değildi. Baran da onu odasının duvarına astı. Tabii uçurtmanın gerçek macerasını hiçbir zaman öğrenemedi ama bu Baran için olağanüstü bir öykü olarak kaldı.
|
|
|
|